Bahadır Eren

Duygularına kaç isim verebiliyorsun? Duygu okuryazarlığı ve iş hayatı

Bir süre önce kendime bir iyilik yapıp çalıştığım şirket TP'nin (Teleperformance) koçluk programına kaydoldum. Koçum Mario ile yaptığımız görüşmelerde üzerinde durduğumuz konulardan biri, duyguları fark etmek ve onlara doğru adı verebilmekti. Kulağa basit gelen bu beceri üzerine düşündükçe, hem kendi tepkilerime hem de ekiplerle ve müşterilerle kurduğumuz ilişkilere ne kadar çok dokunduğunu gördüm.

Öğrendiğim şeyi kendime saklamak yerine paylaşmak istedim. Bu yazı, o görüşmelerden aklımda kalanları araştırmalarla ve iş hayatındaki karşılığıyla bir araya getirme denemesi.

Gün içinde kaç kez "nasılsın" sorusuna "iyiyim" diye cevap veriyorsun? Ya da kötü geçen bir günün sonunda yaşadığın her şeyi "stresliyim" kelimesine sığdırıyorsun? Çoğumuz duygusal dünyamızı dört beş kelimeyle yönetmeye çalışıyoruz: iyi, kötü, yorgun, stresli, sinirli. Oysa o "kötü" hissin altında hayal kırıklığı, endişe, kırgınlık, sıkılma ya da utanç olabilir ve her biri farklı bir şey söyler, farklı bir tepki ister.

Bu yazıda duygu okuryazarlığını, yani duyguları tanıma ve doğru adlandırma becerisini, Robert Plutchik'in duygu çarkı üzerinden ele alıyorum. Yazının ortasında çarkın interaktif bir versiyonu var; her duyguya tıklayıp benzer kelimelerini, bedende nasıl hissedildiğini, sana ne söylediğini ve zıttını görebilirsin. Ardından bu becerinin iş hayatında neden giderek daha kritik hale geldiğine ve günlük olarak nasıl geliştirilebileceğine bakıyoruz.

Duygu okuryazarlığı nedir?

Duygu okuryazarlığı; duygularını fark etme, onları doğru kelimeyle adlandırma, neden ortaya çıktıklarını anlama ve uygun şekilde ifade edebilme becerisidir. Yale Duygusal Zeka Merkezi'nin kurucu direktörü Marc Brackett bu süreci RULER adını verdiği beş adımla tarif ediyor: duyguyu tanımak, anlamak, adlandırmak, ifade etmek ve düzenlemek.1 Dikkat edersen düzenleme en sonda geliyor. Adını koyamadığın bir duyguyu yönetmen de zor.

Duygu okuryazarlığı, düzenlemeden önce gelen adımdır: önce fark et, sonra adını koy, sonra ne yapacağına karar ver.

Okuma yazma gibi bu da öğrenilebilir bir beceri. Kimse duygu dağarcığı geniş doğmuyor; ailede, okulda ve iş yerinde duygular hakkında ne kadar konuşulduğu, hangi kelimelerin kullanıldığı bu dağarcığı şekillendiriyor. İyi haber şu ki yetişkinlikte de genişletilebiliyor.

Adını koymanın bilimi

Bir duyguya isim vermek basit bir etiketleme işi gibi görünse de beyinde ölçülebilir bir etkisi var. UCLA'dan Matthew Lieberman ve ekibinin 2007'de yayımladığı çalışmada katılımcılara duygusal yüz ifadeleri gösterildi. Katılımcılar gördükleri duyguyu kelimeyle adlandırdığında, beynin tehdit algısıyla ilişkili bölgesi olan amigdaladaki tepkinin azaldığı, öz denetimle ilişkili prefrontal bölgelerdeki aktivitenin ise arttığı görüldü.2 Araştırmacılar bu etkiye affect labeling, yani duyguyu etiketleme adını veriyor.

Psikolog Lisa Feldman Barrett'ın çalışmaları ise bir adım ileri gidiyor. Barrett ve meslektaşları, insanların olumsuz duyguları birbirinden ne kadar ince ayrımlarla ayırt edebildiğini ölçtüler. "Kötüyüm" yerine "kırgınım", "hayal kırıklığına uğradım" ya da "endişeliyim" diyebilen kişilerin, yoğun olumsuz duygular yaşadıklarında daha fazla düzenleme stratejisi kullandıkları ortaya çıktı.3 Literatürde bu beceriye duygusal ayrıştırma (emotional granularity) deniyor. Sonraki çalışmalar, düşük ayrıştırmanın stres altında aşırı içki tüketimi, saldırganlık ve kendine zarar verme gibi işlevsiz tepkilerle ilişkili olduğunu gösteriyor.4

Kısacası duygunu doğru adlandırmak, onunla ne yapacağını seçebilmenin ön koşulu. "Sinirliyim" dediğinde elinde tek bir seçenek var. "Önemsenmediğimi hissettiğim için kırgınım" dediğinde ise ne yapman gerektiği netleşmeye başlıyor.

Plutchik'in duygu çarkı

Amerikalı psikolog Robert Plutchik, 1980'de yayımladığı çalışmasında duyguları evrimsel bir perspektiften ele aldı ve sekiz temel duygu tanımladı: sevinç, güven, korku, şaşkınlık, üzüntü, tiksinti, öfke ve beklenti.5 Plutchik'e göre bu duyguların her biri, hayatta kalmaya yardım eden bir davranışla bağlantılı: korku kaçmaya ya da korunmaya, öfke engeli aşmaya, tiksinti zararlı olanı reddetmeye yöneltiyor.

Plutchik bu modeli bir çiçeğe benzeyen çarkla görselleştirdi. Çarkın üç temel fikri var:

Yoğunluk. Her duygu merkeze yaklaştıkça güçleniyor. Rahatsızlık öfkeye, öfke hiddete dönüşüyor. Endişe korkuya, korku dehşete. Dışarıdaki halkalar daha hafif, merkezdekiler daha yoğun halleri gösteriyor. Bu ayrım önemli; çünkü rahatsızlıkla hiddet aynı tepkiyi hak etmiyor.

Temel duygu Düşük yoğunluk Yüksek yoğunluk
Sevinç Dinginlik Coşku
Güven Kabul Hayranlık
Korku Endişe Dehşet
Şaşkınlık Dalgınlık Hayret
Üzüntü Hüzün Keder
Tiksinti Sıkılma İğrenme
Öfke Rahatsızlık Hiddet
Beklenti İlgi Uyanıklık

Zıtlık. Çarkta karşılıklı duran duygular birbirinin zıttı: sevinç ile üzüntü, güven ile tiksinti, korku ile öfke, şaşkınlık ile beklenti. Bir duygunun zıttını bilmek, o duygudan nasıl çıkılabileceğine dair de ipucu veriyor.

Karışım. Gündelik hayatta nadiren tek bir saf duygu yaşıyoruz. Plutchik komşu iki duygunun birleşiminden yeni duygular türediğini öne sürüyor: sevinç ve güven sevgiyi, korku ve şaşkınlık huşuyu, üzüntü ve tiksinti pişmanlığı, beklenti ve sevinç iyimserliği oluşturuyor.

Komşu duygular Ortaya çıkan duygu
Sevinç + Güven Sevgi
Güven + Korku Teslimiyet
Korku + Şaşkınlık Huşu
Şaşkınlık + Üzüntü Onaylamama
Üzüntü + Tiksinti Pişmanlık
Tiksinti + Öfke Küçümseme
Öfke + Beklenti Saldırganlık
Beklenti + Sevinç İyimserlik

Çarkı keşfet

Aşağıdaki çarkta her dilime tıklayabilirsin. Panelde duygunun benzer kelimelerini, bedende nasıl hissedildiğini, sana ne söylediğini ve nasıl yardımcı olabileceğini göreceksin. Oklarla yoğunluğu değiştirebilir, zıt duyguya geçebilirsin. Yapraklar arasındaki italik kelimeler de birleşik duyguları gösteriyor.

Bir duygu üzerinde dururken kendine şunu sorabilirsin: Bu sabah toplantıya girerken hissettiğim şey gerçekten "stres" miydi, yoksa endişe miydi? Endişeyse, neyin ters gidebileceğini düşünüyordum?

Her duygu bir veri taşır

Duygu okuryazarlığının belki de en dönüştürücü fikri, duyguları bastırılacak ya da düzeltilecek sorunlar olarak değil, bilgi taşıyan sinyaller olarak görmek. Her temel duygunun taşıdığı mesajı kabaca şöyle özetleyebiliriz:

Bu bakış açısı "olumlu" ve "olumsuz" duygu ayrımını da yumuşatıyor. Psikolog Susan David'in "duygusal çeviklik" kavramı tam olarak buna dayanıyor: zor duygulardan kaçmak ya da onlara takılıp kalmak yerine onları merak ve şefkatle karşılayıp değerlerin doğrultusunda hareket etmek.6 Üzüntü hoş bir duygu değil, ama sana neyin önemli olduğunu gösteriyor.

İş hayatına etkisi

Uzun yıllar iş dünyası duyguları kapının dışında bırakılması gereken bir şey olarak gördü. Profesyonellik, duygusuz olmakla eş tutuldu. Oysa duygular toplantı odasına zaten giriyor; tek soru, onları fark edip etmediğimiz. Müşteri deneyimi ve operasyon yönetimi tarafında geçirdiğim yıllarda gördüğüm şey şu: ekiplerin performansını belirleyen faktörlerin önemli bir kısmı, kimsenin adını koymadığı duygularda saklı.

Liderlik ve geri bildirim

Toplantıda sesini yükselten bir ekip arkadaşı düşün. Görünen davranış öfke. Ama altında çoğu zaman görmezden gelinme korkusu, emeğinin değersiz sayılmasından kaynaklanan kırgınlık var. Davranışa tepki veren bir lider "sakin ol" der ve konuşmayı kapatır. Duyguyu okuyan bir lider ise "Bu konunun senin için önemli olduğunu görüyorum, neyin gözden kaçtığını düşünüyorsun?" diye sorar ve asıl ihtiyaca, yani duyulmaya yanıt verir.

Aynı şey geri bildirim için de geçerli. Eleştiri karşısında savunmaya geçen bir çalışanın tepkisi çoğu zaman eleştirinin içeriğiyle değil, hissettiği utanç ya da başarısız görünme korkusuyla ilgili. Bunu fark eden yönetici, geri bildirimi o duyguyu tetiklemeyecek şekilde çerçeveleyebilir.

Psikolojik güvenlik

Harvard'dan Amy Edmondson'ın tanımladığı psikolojik güvenlik, ekip üyelerinin fikir söylemekten, soru sormaktan ve hata kabul etmekten çekinmediği ortam anlamına geliyor.7 Google'ın ekip etkinliği üzerine yürüttüğü Project Aristotle araştırması da yüksek performanslı ekipleri ayıran en önemli faktörün bu olduğunu raporladı.8 Psikolojik güvenliğin temelinde duygular var: korku, utanç ve güven. Ekipte bu duygular konuşulabildiğinde güvenlik artıyor; konuşulamadığında insanlar susmayı seçiyor.

Müşteri deneyimi

Müşteriyle temas eden her rol, duygularla çalışan bir rol. Sosyolog Arlie Hochschild 1983'te uçuş görevlileri üzerine yaptığı çalışmada, işin bir parçası olarak belirli duyguları göstermeyi ve bazılarını bastırmayı gerektiren bu yükü "duygusal emek" olarak tanımladı.9 Çağrı merkezlerinde, mağazalarda, sağlık hizmetlerinde bu emek her gün harcanıyor.

Öfkeli bir müşterinin sesindeki sertliğin altında çoğu zaman hayal kırıklığı, çaresizlik ya da bir sonraki adımda ne olacağına dair endişe var. Bunu fark edebilen bir temsilci, müşterinin sözlerine değil ihtiyacına yanıt verir: "Bu sorunun ikinci kez yaşanmasının sizi ne kadar yorduğunu anlıyorum" cümlesi, prosedürü tekrar okumaktan çok daha fazla işe yarar. Aynı beceri temsilcinin kendisini de korur; müşterinin öfkesini kişisel bir saldırı olarak değil, bir duygu durumu olarak okuyabilmek tükenmişliğe karşı önemli bir tampon.

Değişim ve dönüşüm

Yapay zeka ve otomasyon projelerinde en sık karşılaştığım şey teknik engeller değil, adı konmamış endişeler. Yeni bir sistemin devreye alındığı bir ekipte "direnç" olarak etiketlenen davranışların altında çoğu zaman işini kaybetme korkusu, yetkinliğini sorgulanmış hissetme ya da kontrol kaybı var. Bu duyguları "direnç" diye geçiştirmek, değişimi zorlaştırıyor. Onları adlandırmak ve konuşulabilir kılmak ise dönüşümü hızlandırıyor.

Burada ilginç bir paradoks da var: Rutin işler otomasyona devredildikçe insanlara kalan işler daha fazla yargı, empati ve ilişki yönetimi gerektiriyor. Duyguları okumak, makinelerin en zorlandığı ve insanların fark yaratmaya devam edeceği alanlardan biri.

Karar alma ve iyi oluş

Duygular kararlarımızı biz farkında olmasak da etkiliyor. Endişeli bir yönetici riskleri olduğundan büyük, coşkulu bir yönetici fırsatları olduğundan parlak görebilir. Duyguyu fark etmek onu ortadan kaldırmaz, ama kararın ne kadarının duygudan geldiğini görmeni sağlar. Uzun vadede de adlandırılmayan duygular birikerek tükenmişliğe dönüşüyor; sıkılma, kronik rahatsızlık ve sessiz bir hayal kırıklığı çoğu zaman ayrılık kararından aylar önce oradadır.

Duygu okuryazarlığını geliştirmek

Bireysel pratik

En basit egzersiz üç adımdan oluşuyor:

  1. Dur: Gün içinde birkaç kez, özellikle bir toplantı öncesi ve sonrası, kendine "Şu an ne hissediyorum?" diye sor.
  2. Adlandır: "İyi" ya da "kötü" yerine çarktan en yakın kelimeyi seç; emin değilsen iki duygunun karışımı olup olmadığına bak.
  3. Sorgula: "Bu duygu bana ne söylüyor, neye ihtiyacım var?"

Bunu birkaç hafta düzenli yaptığında, duyguları daha erken fark etmeye başladığını göreceksin. Rahatsızlığı öfkeye dönüşmeden, endişeyi korkuya dönüşmeden yakalamak tepkilerin üzerinde çok daha fazla kontrol sağlıyor. Akşamları birkaç satırlık bir duygu günlüğü tutmak da dağarcığı genişletmenin etkili bir yolu.

Ekip pratikleri

Ekiplerde en kolay başlangıç, toplantıları kısa bir duygu turuyla açmak: herkes o an hissettiği duyguyu tek kelimeyle söylüyor, kimse yorum yapmıyor. İlk birkaç seferde garip gelebilir; ama birkaç hafta içinde ekip hem birbirini daha iyi tanımaya hem de duygular hakkında konuşmanın normal olduğunu hissetmeye başlıyor. Retrospektiflerde "ne iyi gitti, ne kötü gitti" sorularına "bu süreçte ne hissettik" sorusunu eklemek de benzer bir etki yaratıyor.

Liderler için sorular

Bir ekip üyesinin davranışı seni rahatsız ettiğinde kendine şunları sorabilirsin:

Bu soruların hiçbiri davranışı mazur göstermek için değil; doğru müdahaleyi bulmak için.

Modelin sınırları

Plutchik'in çarkı güçlü bir öğrenme aracı, ama duyguların tek doğru haritası değil. Duygu biliminde temel duyguların evrensel olup olmadığı hâlâ tartışılıyor. Lisa Feldman Barrett'ın inşa edilmiş duygu kuramı, duyguların beyinde hazır kalıplar olarak bulunmadığını, beynin bedensel sinyalleri geçmiş deneyimler ve kültürel kavramlar üzerinden anlamlandırarak duyguları her seferinde yeniden inşa ettiğini savunuyor.10 Bu bakışa göre duygu kelimeleri öğrenmek, sadece var olanı etiketlemek değil, yeni duygu deneyimlerine kapı açmak anlamına geliyor.

İki yaklaşım birçok noktada ayrışsa da pratik sonuç aynı yöne işaret ediyor: Duygu dağarcığın ne kadar zenginse, deneyimini o kadar ince anlayabiliyor ve o kadar isabetli tepki verebiliyorsun. Çarkı kesin bir sınıflandırma olarak değil, kelime dağarcığını genişletmek için bir başlangıç noktası olarak kullanmak en doğrusu. Türkçenin "hüzün", "efkâr", "gurbet" gibi başka dillere tam çevrilemeyen duygu kelimeleri de bu dağarcığın kültürel olduğunu hatırlatıyor.


Son söz

Duygularımızı yönetmeye çalışırken çoğu zaman en baştaki adımı atlıyoruz: onlara doğru adı vermek. "Stresliyim" dediğimiz anın altında endişe, hayal kırıklığı ya da sadece yorgunluk olabilir ve her biri farklı bir çözüm istiyor. İş hayatında da durum farklı değil; ekiplerin, müşterilerin ve liderlerin davranışlarını anlamak için önce o davranışın altındaki duyguyu okumak gerekiyor.

Bu konuyu masaya getirdiği ve üzerine düşünmemi sağladığı için Mario'ya teşekkür ederim.

Bugün kendine bir kez "Şu an tam olarak ne hissediyorum?" diye sor ve cevabı "iyi" ya da "kötü" kelimeleriyle vermemeye çalış. Yukarıdaki çark bu konuda iyi bir yardımcı olabilir.


  1. Marc Brackett, Permission to Feel, Celadon Books, 2019. RULER yaklaşımı için: Yale Center for Emotional Intelligence↩

  2. Lieberman, M. D. ve diğerleri (2007). Putting feelings into words: Affect labeling disrupts amygdala activity in response to affective stimuli. Psychological Science, 18(5), 421–428.↩

  3. Barrett, L. F., Gross, J., Christensen, T. C. ve Benvenuto, M. (2001). Knowing what you're feeling and knowing what to do about it. Cognition and Emotion, 15(6), 713–724.↩

  4. Kashdan, T. B., Barrett, L. F. ve McKnight, P. E. (2015). Unpacking emotion differentiation. Current Directions in Psychological Science, 24(1), 10–16.↩

  5. Plutchik, R. (1980). Emotion: A Psychoevolutionary Synthesis. Harper & Row. Ayrıca: Plutchik, R. (2001). The nature of emotions. American Scientist, 89(4), 344–350.↩

  6. Susan David, Emotional Agility, Avery, 2016.↩

  7. Edmondson, A. (1999). Psychological safety and learning behavior in work teams. Administrative Science Quarterly, 44(2), 350–383.↩

  8. Google re:Work, Guide: Understand team effectiveness↩

  9. Arlie Russell Hochschild, The Managed Heart: Commercialization of Human Feeling, University of California Press, 1983.↩

  10. Lisa Feldman Barrett, How Emotions Are Made: The Secret Life of the Brain, Houghton Mifflin Harcourt, 2017.↩